Mersin Ortadoğu Hastanesi' ne Hoşgeldiniz.
ÇAĞRI MERKEZİ: 444 12 53      

Gastrointestinal Sistem

İleuslar

BAĞIRSAK TIKANMALARI (İLEUS): Bağırsakiçinde bulunan besin artıklarının ileriye doğru gönderilmelerinde çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişen aksaklıklara, bağırsak tıkanmaları denilmektedir. Bağırsak tıkanması tam olabileceği gibi. bölgesel de olabilir. Bağırsaklardaki tıkanıklık mekanik etkenlere bağlı olabileceği gibi. mekanik olmayan nedenlere de bağlı olabilir. Mekanik olmayan etkenler "Adinamik ileus" ve "Dinamik ileus" olmak üzere iki çeşittir. Bağırsak tıkanmasına, yerleşmiş olduğu bölge ve hazırlayıcı etken göz önüne alınmaksızın kısaca "îleus" denilmektedir. îleusların oluşum biçimlerini sınıflamak, daha kolay anlaşılır bir inceleme sağlamaktadır. 1) Mekanik ileuslar: Bu gruptaki bağırsak tıkanmalarının nedeni, bağırsakları etkilemiş olan bağırsak içi ve/veya bağırsak dışı mekanik nedenlerdir. Bu nedenleri aşağıda kısaca sıralamaktayız.

a) Bağırsakların herhangi bir bölgede kendi eksenleri etrafında dönmesiyle bağırsak boşluğunun boğulması. Bu sırada, bağırsağı karın arka duvarına asan ve içinden bağırsağın besleyici damarlarının geçmekte olduğu'Bağırsakmezente-ri" de bükülür. Bu durumda bağırsağı besleyen damar da boğulur. Bu da bağırsağın o bölgesinde infarktüs (yani doku ölmesine] gelişmesine yol açabilir. Sözünü ettiğimiz bu olaylar halk arasında "Bağırsak düğümlenmesi" olarak bilinmektedir. Bu olaya tıpda "Volvulus" denilmektedir.

b) Bazı vakalarda ise bağırsağın bir bölümü ilerleyip, kendinden sonraki bağırsak boşluğunun içine girmektedir (invaginasyon).

c) Bazı vakalarda da bağırsak içine düşmüş olan safra taşları tıkanmaya yol açmaktadırlar. Bu gibi tıkanmalar kişinin yutmuş olduğu sert, yabancı bir cisme bağlı olarak da gelişebilir.

d) Fıtık vakalarında, fıtığın bir komplikasyonu olarak da (fıtık boğulması] bağırsak tıkanması gelişebilir.

e] Bağırsak çevresindeki yapışıklıklar ve/veya nedbe dokusu bantları ya da tümörler de bağırsağı dışardan iterek ya da büzerek tıkanmaya yol açabilmektedirler. 

f] Bağırsak boşluğuna doğru büyümüş olan bağırsak tümörleri, Crohn hastalığı, kolitis ülseroza gibi durumlarda da bağırsak tıkanması bir komplikasyon olarak gelişebilmektedir.

2] Dinamik ileus: Dinamik ileusun bir diğer adı "Spastik ileus"tur. Dinamik ileus sık rastlanan bir durum değildir. Bağırsağın herhangi bir bölgesinin kasılıp gevşeyememesine bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Dinamik ileus "Üremi", "Ağır maden zehirlenmeleri", "Mega-kolon", "Yaygın bağırsak ülserleri" ve "Porfir-ya" gibi durumlarda görülmektedir. 3) Adinamik ileus: Bağırsak tıkanmalarının belki de en sık rastlanan nedeni "Adinamik ileus"tur. Adinamik ileus vakalarında, bağırsaklar kasılabi-me yeteneklerini bir ölçüde kaybetmişlerdir. Bunun sonucu olarak da bağırsak içindeki besin artıkları ileriye doğru gönderilemez. Görüldüğü gibi bu vakalarda bağırsakların iç boşluğunda herhangi bir daralma ya da tıkanma yoktur. Bozuk olan, bağırsağın kasılma yeteneğidir. Bu tıkanıklık gibi bir sonuç yaratmaktadır. Adinamik ileusa yol açan etkenleri şöyle özetleyebiliriz. a] Uzun süren bağırsak ameliyatları sonrasında ya da ameliyat sırasında bağırsakların fazlaca yaklaştırmaktadır. "Gardner sendromu", kalınbağırsaklarda çok sayıda poliplerle birlikte, vücudun diğer bazı dokularında da selim tümörlerin gelişmesi durumudur. Gardner send-romunda ortaya çıkan poliplerin de kanserleşme riskleri % 100′dür. Bu nedenle Gardner sendromu teşhis edilir edilmez, kalınbağırsakların ameliyatla çıkartılması gerekir. Vücudun diğer dokularından kaynaklanan selim tümörler yağ dokusundan (lipom), kemik dokusundan (osteom), fibroblast hücrelerden (fibrom) köken alıyor olabilirler.

Peutz-Jegher sendromu, ince ve kalınbağırsaklarda çok sayıda poliplerin bulunması ve dudaklar, ağız içi ve avuç içinde kahverengi deri lekeleriyle özellenen bir hastalıktır. Peutz-Jegher sendromu da ailesel bir hastalıktır. Bağırsaklardaki polipler ender olarak kanserleşirler. Karında ara sıra ortaya çıkan kramp biçiminde ağrılara yol açmaktadırlar.

Juvenil polipozis denilen durumda, ince ve kalınbağırsaklardaki iltihabi olaylara bağlı olarak, bu organların mukozalarında ortaya çıkan çok sayıda polipler bulunmaktadır. Juvenil polipozis vakalarında kanserleşme görülmez.

Appendisit

Apandist, körbağırsak üzerinde apandisin iltihaplanmasıdır. İltihaplı apandisin kesilip çıkarılmasıyla tedavi edilir. Apandisitin belirtileri, karın ağrısı -kasıklarda ve bacağın vücutla birleştiği noktalarda- ve mide bulantısıdır. Karnın sağ alt bölümünde apandis (apendiks) denen kalın bağırsağın uzantısı bulunur. Solucan şeklinde ve hareket kabiliyeti olan apandisin içinden herhangi bir besin geçmez. Uzunluğu çocuklarda biraz daha fazladır.

Yaklaşık 9-10 cm uzunluğundadır fakat bundan daha az ya da daha fazla olabilir. Yerleştiği yer bazı kişilerde farklılık gösterebilir. Bu durum apandis rahatsızlığı olanlarda tanı koymayı zorlaştırır. Apendiksin (apandisin) çoğunlukla dışkı veya daha az bir ihtimalle safra taşı, tümör ya da barsak kurudyla tıkanması sonucu iltihaplanmasına apandisit denir.

Apandisin vücuttaki fonksiyonu henüz bilinmemektedir. Sadece lenf dokusu bakımdan zengin bir yapıdır. Yine de apandisin iltihaplanması sonucu yırtılıp karın bölgesinde yayılmasıyla, ciddi problemler ortaya çıkar. Tedavi edilmediğinde tehlikeli bir hastalık olan apandisit, karın zarının iltihaplanmasına yol açabilir.

Meckel Divertikül Patolojileri

İlk kez 1809 yilinda Johann Friedrich Meckel tarafindan tanimlanan Meckel divertikülü toplumda yaklasik %2 oraninda bulunur. Herhangi bir yasta semptom verebildigi gibi semptom vermeden yasam boyu kalabilir veya baska bir nedenle yapilan karin ameliyati sirasinda farkedilebilir.

Embriyoloji :

Intrauterin hayatin ilk haftalarinda embriyoda yolk kesesi ile primitif barsaklar birbirleriyle yolk sapi (vitellin kanali = omfalomezenterik kanal) ile iliskidedir. Vitellin kanali 7. haftada oblitere olarak kaybolur. Kaybolmaz ise ortaya çikabilen anomalilerden birisi de Meckel divertikülüdür.

Anatomi :

Meckel divertikülü vitellin kanalinin göbek tarafinin kapanarak oblitere olmasi, barsak tarafinin kaybolmayip açik kalmasiyla olusur. Ileumun tüm katlarini içeren gerçek bir divertikül olan Meckel divertikülü, antimezenterik tarafta ve çekuma 40 - 100 cm proksimalde bulunur. Semptom veren vakalarda %75, asemptomatik vakalarda %35 oraninda divertikül içinde ektopik mide mukozasi bulunmaktadir. Nadiren pankreas dokusu da bulunabilir.

Klinik :

Meckel divertükülünde, intestinal obstruksiyon (%35), rektal kanama (%32), divertikülit veya perforasyon (%22) ve umbitikül fistül (%10) gibi degisik komplikasyonlar gelisebilir. Kanama ve obstrüksiyon 2 yas altinda, divertikülit büyük çocuklarda sik görülür.

Meckel divertükülüne bagli rektal kanama genellikle agrisiz ve massif olup, siklikla 5 yas altindaki çocuklarda görülür. Kanamanin sebebi, divertikül içinde bulunan mide mukozasi nedeniyle ileumda olusan peptik ülserasyondur. Kanama hafif hematokezyadan massif hematokezyaya kadar degisen biçimde görülebilir, hipovolemi ve ölümle sonuçlanabilir.

Tanı :

Baryumlu ince barsak grafisi meckel divertikülünde pek fayda vermez. En önemli tani yöntemi mide mukozasi sitigrafisi diger adiyla Meckel sintigrafisidir. Teknisyum 99 Perteknetat ile çekilen sintigrafide, divertikül içindeki mide mukozasinda bulunan parietal hücrelerinde Teknisyum tutulmasi görülerek tani konulur. Kanamayi anjiografi ile de göstermek mümkündür ancak invaziv bir yöntemdir.

Meckel divertikülü intestinal obstruksiyona yol açabilir ve irkaç biçimde olur. Divertikül, invajinasyonu baslatarak, veya volvulusa yolaçarak ya da var olan bir inguinal herninin içine sikisarak (littre hernisi ) obstrüksiyona yolaçabilir. Mide mukozasinin yolaçtigi ileumdaki peptik ülserasyon üzerine bakteriyel invazyon olursa Meckel divertiküliti, nekroz hatta perforasyon gelisebilir.

Meckel divertiküliti akut appandisit ile ayni semptomlari verir ve siklikla karisir. Bu nedenle akut appandisit düsünülerek ameliyata alinan ancak appandisit saptanmayan hastalarda mutlaka meckel divertikülü arastirilmalidir. Meckel divertikülünde nadiren degisik benign tümörler, karsinoid, karsinom ve adenokarsinom görülebilmektedir.

Tedavi :

Bir komplikasyona yolaçmis Meckel divertikülü mutlaka cerrahi eksizyon ile çikarilmalidir. Tesadüfen baska bir ameliyat sirasinda saptanirsa izlenecek yol tartismalidir. Sayet ciddi baska hastalik yoksa divertikül çikarilabilir. Ancak ciddi bir hastalikla birlikte ise anastomoz iyilesmesi zor olacagindan çikarilmaz. Tutum her hastanin durumuna göre kararlastirilir.

Kist Hidatik

Kistik ekinokkozis, ülkemizde, özellikle hayvanlarda çok yaygın olması nedeniyle, önemli halk sağlığı sorunlarına neden olan ve ciddi ekonomik kayıplara yol açan zoonotik karakterli bir hastalıktır.

Halk arasında kist hastalığı olarak bilinen bu hastalığın etkeni, Echinococcus granulosus adı verilen bir parazittir. Bu parazitin esas kaynağı köpek, kurt, tilki gibi et yiyen hayvanlardır. Ancak, sıklıkla köpeklerdir. Parazit köpeklerin ince barsaklarında yaşar. Hastalık köpek dışkısı ile atılan yumurtalar ile insana bulaşır. Köpek dışkısı ile atılan yumurtalar çok dayanıklıdır, toprakta ve soğukta bir yıl kadar canlı kalabilirler. Dışkıyla atılan yumurtalar hayvanların ayakları, arazi eğimi, rüzgar ve yağmurla yayılırlar. İnsanlar bu yumurtaları çiğ tüketilen ve iyi yıkanmamış meyve ve sebzelerden, kirli içme sularından alırlar. İnsandan başka koyun, keçi, sığır ve manda gibi otla beslenen hayvanlar da yumurtaları alarak hastalanırlar.

Alınan bu yumurtalar, barsaklarda açılarak barsak duvarını geçer, kan ve lenf yoluyla öncelik sırasıyla karaciğer, akciğer ve diğer organlara yerleşerek kist formunda yaşamlarını sürdürürler. Hastalığın başlarında kistin küçük olduğu dönemlerde uzun yıllar boyunca belirtisiz seyredebilir. Fakat kist büyüdükçe, bulunduğu bölgeye ve oluşturduğu basıya göre belirtiler ortaya çıkar.  Kistler en sık karaciğer ve akciğerlerde görülürler. Nadiren dalak, karın zarı (periton), böbrek, kemik, göz yuvası, beyin, kalp ve yumurtalıklara da yerleşebilir. Karaciğer yerleşiminde karnın sağ üst kısmında ağrı, bulantı, kusma ve bazen kaşıntı, sarılık gibi belirti görülür. Akciğer tutulumunda solunum sıkıntısı, öksürük, ağızdan kan gelmesi ve göğüs ağrısı olabilir. 

Diğer organ ve sistem tutulumlarında da bu bölgelere ait tablolar ortaya çıkar. Örneğin kafa içi tutulumlarda; baş ağrısı, kusma, şuur kayıpları görülebilir. Kalp tutulumunda kalp ritm bozuklukları, enfarktüs bulguları, hatta kalp duvarında yırtılma olabilir. Kemik tutulumlarında kırıklar olabilir. Kist patladığında alerjik reaksiyonlar ortaya çıkabilir.

Bu kistleri içeren hayvan etleri ve sakatatlar, köpekler tarafından yenince parazit  barsaklarda olgunlaşır. Parazitlerin belirli aralıklarla yumurtlayarak ana konakçı köpekler tarafından atılmasıyla enfeksiyon zinciri bir kısır döngüye dönüşür.

Kişinin mesleği, hobileri, yaşam koşulları, eğitim ve sosyoekonomik düzeyi hastalığa yakalanma riskini etkilemektedir. En büyük risk grubunu parazit mücadelesi yapılmamış enfekte köpeklerle teması olan koyun, keçi, inek gibi hayvancılıkla uğraşan kişiler oluşturmaktadır.

Ülkemizde kist hidatiğin sorun olmasının nedenlerinden birisi de özellikle kurban bayramlarında yapılan kesimler sonrası  kistli sakatatları gömmek yerine, köpeklere yedirmek yada rastgele ortada bırakarak sokak köpeklerinin bu sakatatlarla beslenmelerine yol açmaktır.

Hastalıktan korunmak için;

* Köpek ve kedilere mümkün olduğu kadar çiğ et verilmemelidir.

* Kişisel temizlik kurallarına dikkat edilmeli, içme ve kullanma suları temiz olmalı, çiğ yenen sebze ve meyveler bol su ile iyice yıkandıktan sonra tüketilmelidir.

* Kesilen veya ölen hayvanların kist bulunduran organları köpeklerin ve diğer etçil hayvanların ulaşamayacağı şekilde gömülerek bertaraf edilmelidir. Özellikle kurban bayramlarında bu hususlara daha çok dikkat edilmelidir.

* Köpekler yılda dört kez iç parazitlere karşı ilaçlanmalıdır.

* Köpekler gezdirilirken etrafa dışkılamaları halinde dışkıları alınarak poşete konulmalı, ağzı bağlandıktan sonra çöpe atılmalıdır.

* Parazit mücadelesi yapılmadan serbest dolaşan köpeklerin okşanması ve sevilmesi sırasında parazit yumurtaları ellere geçebilir. Bu şekilde kirlenen ellerin yıkanmadan ağza götürülmesi ile parazitin yumurtası alınır. Bu nedenle, özellikle çocukların köpeklerle temasından sonra ellerini bol su ve sabunla yıkamaları sağlanmalıdır.

Dalağın ve Karaciğerin Cerrahi Patolojileri

Hepato-pankreato-biliyer (HPB) cerrahisi , genel cerrahinin karaciğer ,pankreas ve safra yolları hastalıklarıyla uğraşan alt grubudur. Bölümün karaciğer , pankreas ve safra yollarının üçüyle ilgili olmasının en önemli sebebi , bu bölümlerin birbirleriyle olan yakın ilişkisidir.
Hatta bu üç ismin arasına , duodenum ( halk arasında 12 parmak barsağı olarak bilinen ,ince barsakların ilk 20 cm'lik kısmını da eklemek gereklidir. Çünkü anatomik olarak duodenum bu üç yapının da açıldığı yerdir ve onların ortak noktasıdır. Ayrı olarak değerlendirilmesi imkansızdır.

Aşağıdaki yapıdan da anlaşıldığı üzere, karaciğerde yapılan safra, koledok denilen ana safra kanalı ile , pakreas kanalından gelen pankreas sıvının da açıldığı ufak kapıdan ( Ampulla  Vateri) duodenuma dökülür. İşte bu birliktelik nedeniyle ,bu üç hatta 4 organın cerrahisi, aynı disiplin içerisine alınmış ve batılı ülkelerde bir üst ihtisas haline getirilmiştir.

Rektum ve Anüsün Cerrahi Hastalıkları

Kolon, rektum ve anüsün biyolojik olarak mutlak gerekliliği yoktur. Bunlar olmasa da yaşam devam edebilir. Ancak, bu organların benign ve malign lezyonları sık görülür.

Anatomi: Kolonun ortalama boyu 90-150 cm arasında olup ileumdan rektuma uzanır.

6-7 cm çekum

12,5-20 cm. Asendan kolon (mezenteri yoktur)

40-50 cm. Transvers kolon (mezenteri vardır)

25-30 cm. İnen kolon (mezenteri yoktur)

40 cm. Sigmoid kolon (gevşek bir mezenteri vardır)

12-15 cm. Rektum (serozası alt 1/3'te hiç yoktur)

4 cm. Ano-rektal kanal

  Arterler: İleokolik arter, superior ve inferior mezenterik arterler. Superior ve inferior mezenterik arterler arasında Drummond'un marjinal arteri ve Riolan arkusu aracılığı ile bağlantı vardır. 

Çıkan kolon, inen kolon, hepatik ve splenik fleksuraların arka kısmı retroperitonealdir. Çekum, transvers kolon ve sigmoid ise intraperitonealdir ve hareket serbestliği nedeni ile hepsinde volvulus gelişebilir. Kolon duvarı içerden dışarı mukoza, submukoza, iç sirküler kas tabakası, dış longitüdinal kas tabakası ve serozadan oluşur. Longitüdinal kas tabakası 1200 ara ile tenialar şeklinde kolon çevresinde dağılır. Barsak mukozası glandüler yapı gösterir. Ama pektinat çizgiden sonra mukoza tek katlı silendirik hücrelerden, önce küboid sonra da çok katlı yassı epitele (modifiye deri) döner.

Venler: İnferior mezenterik ven hariç bütün venler arterlerin traselerini izler.

Lenfatikler: Lenfatikler submukpza ve muskularis mukozadan başlar. Lenfatik damarlar arterleri takip ederler. Lenf nodları aşamalı şekilde dizilmiş olup epikolik, parakolik, intermediat (ara) ve ana gruplar olarak gruplanırlar.

İnnervasyon: Sempatik ve parasempatik innervasyonu vardır. Peristalsis sempatikler tarafından inhibe edilir, parasempatikler tarafından uyarılır.

Rektum genelde kolondan ayrı bir yapı olarak değerlendirilir. Rektum duvarı mukoza, submukoza, iç sirküler ve dış longitüdinal tam kat kas tabakalarından oluşur. Boyu 12 - 15 cm arasındadır. Önünde Denonvilliers fasyası, posteriorunda ise Waldeyer fasyası ile çevrilidir. Arterleri inferior mezenterik arterden gelen superior rektal arter, internal iliyak arterden gelen orta rektal arter ve internal pudendal arterin dalı olan inferior rektal arterlerdir. Venöz drenaj hem kaval, hem de portal sisteme olur.

 

 

E-Bülten Üyeliği

Haber ve duyurular için üye olun

Bizi Takip Edin:

Hızlı İletişim

Çağrı Merkezi:  444 12 53

Telefon: 0324 357 58 00 / 0541 794 62 34 / 0541 794 60 85 / 0541 794 60 96 / 0553 315 26 96 

Adres: Atatürk Mah. Üniversite Yolu Üzeri 35. Sokak No : 11 Mezitli / Mersin